AnaSayfa
·
Güzel Sözler
·
Astroloji
·
Messenger
·
Fıkralar
·
Animasyonlar
·
Eğlence
Hazır Mesajlar
·
Komik Videolar
·
Duvar Yazıları
·
Kadınlar ve Erkekler
-
Rüya Tabirleri
Hikayeler
·
Sohbet
·
Program Download
·
Tv
·
Gazeteler
·
Oyun
·
Bilmeceler
Sohbet
Haberler
Duvar Yazıları
Ruya Tabirleri
Kadınlar Ve Erkekler
Telefon Şakaları
Komik Videolar
Komik Sesler
Mirc İndir
Oyunlar
Hikayeler
Astroloji
İlginç Bilgiler
Atasözleri
Anlamlı Sözler
Anneler Günü
Aşk Sözleri
Ayrılık Mesajları
Babalar Günü
Bayram Mesajları
Taraftar Mesajları
Doğum Günü Mesajları
Evlilik Kutlama
Komik Sözler
Özür Mesajları
Sevgililer Günü
Yalnızlık Mesajları
TRKelebek Menü
Güzel Sözler
TRKelebek Burçlar
TRKelebek Haberler
TRKelebek Hikayeler
Anasayfam Yap !
Sık Kullanılanlara Ekle !
TRKelebek.Net
Sohbet Kulübüne HOŞGELDİNİZ !...
Sohbet
-
Hakkımızda
-
İletişim
Copyright © 2008
TRKelebek.Net
Subay Ben Suriye'de sınırda ve birçok yerde görevimi en iyi şekilde yerine getiren iyi bir subaydım.Bundan 4 veya 5 ay önce biriyle tanıştım internette konuşa konuşa birbirimize çok ısındık ve sonunda ona çıkma teklifi ettim.Onu hiç görmemiştim nasıl biri onuda bilmiyordum ama konuşmasına ve fikirlerine bayılmıştım daha sonra hep telefonla konuşmaya başladık ben izin almak için revire gittim ordan Gata'ya (izin almak zor iş) neyse izin aldım zaten vermek zorundalardı çünkü yaralanmıştım.Son operasyonumuzda iznimi aldım Balıkesir'e gittim onu buldum ilk karşılaşmamızda oldu tabi bunlar o kadar basit değil detayları çok fazla.Neyse buluştuk konuştuk ve ondan kopamıyacagımı anadım gerçektende kopamadım ve istifa ettim cezamız neyse ödedik ama şimdi benden ayrıldı ben onun için hayatımı deyiştirdim ve şimdi ayrıyız bende buralarda duramıyacağım için bikere askerlik kanımıza işlemiş şimdiyse bir uzman çavuşum kıritik bölgede görev yaptıgım için askerliğim yapılmış oldu sizce ben bunu hakettimmi ben çatışmanın ortasında onunla telefonda konuşuyodum hayatımı tehlikeye atarak ama o bunu anlamadı.. Uyan Çavuş Tiz Uyan Birinci Cihan Harbinde Jandarma çavuşluğu yapmış Mürteza Baba İstanbul'un işgal hangâmesinde sallandığı yıllarda Rumlar Batı Anadolu köylerinde muzırlık yapmaya başlayınca, oralara sevk edilen kuvvetlerin içinde Mürtaza Çavuş'da vamış. RumIarı geri püskürte püskürte Daya Kadın diye bir yere varmışlar. Hem epey yoruldukları için, hem de gece bastırdığı için, orada, Balkan Harbinden kalma tabyalarda geceleme durumu hasıl olmuş. Bir nöbetçi dikmişler, diğerleri yatmış. Mürtaza Çavuş da yatmış tabii, derken, bir müddet sonra nöbetçi de uyuklayınca Mürtaza Çavuş'a görünmeyen biri: Uyan Çavuş tiz uyan! Atik ol kurnaz davran! Hemen kaldır eratı, Aha geliyor düşman! der gibi tekmelemeye başlıyor! Hemen uyanıyr' tabii, asker tetikte uyur. Sonra dikkatlice etraflarına şöyle bir bakıyor ki, Rumlar sürüne sürüne kendilerine doğru gelyor! Ayın ondördüymüş o gün, ay ışığında görüyor bunu. Ondan sonra, askerleri uyandırarak bir cayırtı koparıyorlar! RumIarın bir kısmı ölü, bir kıs mı yaralı def olup gidiyorlar .. Sabah olunca, gece kendisine görünmeyen bir kimse tarafından tekme atılan yeri kazdırınca bir Türk şehidi çıkıyor. Evet! O şehid uyandırmış Mürtaza Çavuşu! Ölümsüz Kırmızı Güller.. Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da Kocasının sevgili Rose'si idi...Her Sevgililer Gününü kapısının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı.Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte. Her yıl güllere iliştirdiği karta ayni cümleleri yazardı : "Seni bu sene, geçen senekinden daha çok seviyorum." Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü. Önceden ısmarlamış olmalıydı. Öleceğini nasıl bilebilirdi? Zaten her şeyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi. Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine, gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce gülleri ve fotoğrafı seyretti. Sessizce... Bitmek bilmeyen bir yıl geçti. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl... Sonra bir sabah kapı çalındı. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi kıpkırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı. Onu bu kadar üzmeye kimin ne hakkı vardı? Biliyorum dedi, çiçekçi. Eşinizi geçen yıl kaybettiniz. Telefon edeceğinizi de biliyordum. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlayıp, parasını da ödemişti. Hep öyle yapardı zaten. Hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı. Kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart. Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapadı . Parmakları titreyerek zarfı açtı. "Merhaba sevgilim" diye başlıyordu kart. "Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığını ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim, kim bilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılamayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin. Dostum, sevgilim, benim. Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin. Lütfen mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim. Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyen kavuştuğumuz yere bırakacak.." Ateş ve Su Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol... Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına... Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su... Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.... Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki: Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş.. Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş... Gerçek Bir Dostluk Hikayesi Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz, gerçek bir dostluk hikayesi.. Can Dostu Günün birinde askerde biri çok zengin biri ise çok fakir aradan günler geçer ve bunlar arkadaş olur birbirlerine söz verirler ne olursa olsun asla ayrılmıycaklar gün gelir ve askerlikleri biter ayrılık zamanı gelir biri şehire biri ise köyüne geri döner ama hep görüşürler bir gün fakir olan gencin düğünü olur ve zengin olan arkadaşınıda çağrır arkadaşı gelir ve düğünü olucağı gün fakir olana derki kardeşim ben seni alıcağın kızı çok beğendim bunu bana verirmisin der ve fakşr olan gençte şaşırır ama arkadaşı can dostu olduğu için al kardeşim senden kıymetlimi der ama içi içine yer ve çocuk kızı da köyden alıp şahre gider aradan aylar geçer ve fakir olan gencin anası ve babsı ölür durumu daha da kötüye gitmeye başlar ve bir gün düşünürken benim bi can dostum var o bana yardım edr deyip köyden çıkıp can dostunun yanına gider gider ama evinde bulamaz uşağa sorar bye nerde diye uşak işi için şehir dışına çıktığını söler günlerce gidip gelir ama evde bulamaz bir gün evin bahçesinin etrafında dolaşırken can dostunun camda arkasının dönük bi şekilde orda olduğunu görürü ve dünyası başına yıkılır çok sevdiği can dostu onu evine almamış ve kednini yok dedirtmiştir günlerce ağlayan fakir genç yolda birgün yürürken karşıdan gelen yaşlı bir adamın yolda düşüp bayıldığını görür hemen koşar adamı kaldırır hasteney götürür ve adam bu fakir genci çok sever ve derki hey genç benimle yaşarmısın benim oğlum yok benim manevi evladım ol der ve çocukda kabul eder adam çok zengindir günün birinde gencin manevi babası vefat edr ve bütün servetini bu gence bırakır ve artık genç için can dostunndan intikam zamanıdır ve kendine büyük bir köşk alır bu köşkte can dostunun evinin karşısındadır ve partiler vermeye başlar günün birinde sabah erken saatlerde zil çalar ve kapıyı açar karşısında yaşlı fakir bir kadın dilenci çıkar ve derki olum yatacak yerim yok günlerdir açım biray yiycek bişeyler istiyırum der genç hemen kadını içeri alır ve karnını doyurur ve yaşlı kadına derki benim annem yok bana bakıcak biride yok benimle yaşarmısın der ve kadın kabul eder genç yaşlı kadına anne demeye başlar günler aylar geçer ve günün birinde annesi gence olum artık yaşın geldi sana bir kız bulalım der gençte sen nasıl istersen anne der ve annesinden kız bulmasını ister günler sonra annesi gence kız bulduğunu söler ve kızı eve davet eder genç kız eve gelir ve genç delikanlı şaşırır kalır çünkü kız dünyalar kadar güzeldir ve hemen evlenmek ister düğün hazırlıkları başlar ve düğün günü gelir çatar davetliler arasında eski can dostu vardır ve davetliler gelmeye başlar düğünün ortasında evlenen genç düğünü durdurur ve mikrofonu eline alır ve başlar anlatmaya derki benim bi can dostum vardı benim için canını vericanı sölüyodu ama yapmadı benim en güzel günümde evlenicağım gün baş davetlim olarak geldi ve düğün günü benim evlenicam kızı beğendiğini söleyip benden istedi ve bende verdim sonra ben çok fakirdim yiycek ekmeğim bile yoktu bende kalktım candostum bana yardım edr die onun yanına gittim ama beni evine almadı yüzüme bile bakmadı der tabi davetliler hayretler içinde kalır ve kim bu adi insan die söylenmeye başlarlar ve en sonunda gencin can dostu dayanamayarak sahneye çıkar ve gencin elinden mikrofonu alır ve başlar anlatmaua evet o adi insan benim ama bunları nedn yaptığımı kimsye bilmio der ve anlatır benim can dostumun köyde evlenicağı kız kötü bir kızdı ve ben onu tanıyodum aldım ve şehirde onu serbest bıraktım can dostum lekelenmesin die sonra onu nie eve almadığımı sölim benim can dostum çok haysiyetli olduğu için onu evime almadım oana para vermedim çünkü o bunu kabul etmezdi bende ona kendi öz babamı gönderdim o kurtardığı yaşlı adam benim öz babamdı babam öldü ve bütün mirasını can dostuma bıraktı der ve can dostumun anneside yoktu bakıcak kimsesi yoktu ve ben ona kendi annemi göndrdim der ona bakması için ve son olarak şu masada oturan dünyalar güseli kız benim öz kız kardeşimdir onuda evlenmesi için ben gönderdim der ve salonda gözyaşları sel olup gider ve iki can dostu birbirlerine sarılarak mutluluk tablosu çizerler unutmayınki hayatta sadece birtane ama birtane dostunuz olsun ama bölesi olsun ARKADAŞLIĞIN CENNETİ Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir trafik kazasında birlikte ölmüşlerdi. Hikaye bu ya, gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın… Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu: “Afedersiniz! Burası neresi?” Kadın ona gülümsedi: “Burası cennet efendim!” Adam bunun üzerine sevinçle, “Harika!” dedi. “Peki, bana biraz su verebilir misiniz? Çok susadım da!” Kadın cevap verdi: “Elbette efendim, içeri girin. İçerde dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.” Böylece adam köpeğine, “Haydi içeri giriyoruz!” diyerek kapıya yürüdü ama kadın onu birden durdurdu: “Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri almıyoruz!” Bunun üzerine adam bir an durdu, düşündü ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye koyuldular. Bir müddet geçtikten sonra kendilerini bu defa tozlu ve çamurlu bir yolda buldular, yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı. Adam sordu; “Afedersiniz! Bana biraz su verebilir misiniz?” Dede, “içeri gel!”dedi, “Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var.” Adam tekrar sorar; “Peki, arkadaşım da benimle gelip oradan su içebilir mi?” Dede, “Tabi” dedi. “Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kâse bulacaksın.” Bunun üzerine adam kapıdan girdi, biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu. Adam çeşmeden, köpekte oracıkta ki kâseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler. Derken adam girişte bekleyen dedeye sordu: “Su için çok teşekkür ederim. Peki burası neresi?” Dede, “Burası Cennet!” dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur? Az önce burası gibi kırık olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da cennet olduğunu söylediler?” Dede, “Şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi ve devam etti “ama orası cehennem!” Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?” Dede gülümsedi: “Kızmıyoruz. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları cennetten uzak tutuyorlar.” BEKLE EY DOSTUM, BEKLE! SEN GELİNCE BEN DE GELECEĞİM!..” Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu. Yüreklerimiz birbirine kenetli, kelepçeli ve hatta birbirinde kaybolmuşçasına içiçe girmişti. O’nun ağlayışı benim yüreğimi sızlatırdı. O gülünce deliler gibi sevinirdi yüreğim. Benim korkularım O’nu düşündürür ve O’nu sevindirirdi benim mutluluklarım. Sevdanın resmini beraber çizmiştik penceremize, beraber ışık tutmuştuk gül kokan hayallerimize. Dostlar ayrı düşünemezdi bizi birbirimizden. Ha can, ha canan; ikisi de birdi zaten. Zamanın haince aramıza girişi bile güç yetiremedi bizi sevdamızdan vazgeçirmeye. Ne o ümitsizlik kattı yüreğine ne ben. Ne o vazgeçti tatlı tebessümlerden ne de ben. Gökten inen her rahmetle yeniden yeşerttik sevdamızı, yeniden umut topladık yağmur kokulu gecelerden. Şimdi yine yağmur var gökyüzünde. Yüreğimize sevinç getiren, umut getiren bir yağmur. Duaları rahmet kokusuyla göklere taşıyan, hep o gizemli yanıyla beklenen, hep o sırlı güzelliğiyle anılan bir yağmur. Ve sen varsın ey dost, gönlümün isyansız köşesinde. Her yağmur yağışında yeni bir sevdaya mekan tutuyorsun yüreğimi. Ve her yağmur yeniden güçlendiriyor sevgimizi. Biliyorum, gitmek değildi senin yaptığın. İki ayrı bedeni tek’e indirmekti. Zamana daha güçlü bir cüsseyle güç geçirebilmekti. Şimdi seni yürüyorum yollarda, sana varıyor ayaklarım. Ve her yağmurda sen yağıyorsun saçlarıma, gözlerime ve umutlarıma. Unutulmazımsın ey dost! Yılların paslandıramadığı tek çelik yanımsın. Haydi! Şimdi kaldır gözlerini, yağmurlarla dertleşsin yüreğin. Unutma ki, senin her yağmurla yeryüzüne inişin beni yeniden kendinde varedişindir. Ve yağmur olmak adına gökyüzüne yükselen her buhar, benim yeniden sende varolmak adına sana yönelişimdir. Unutma! Her yağmur seni bana, beni sana müjdeler kendi lisanıyla. Bekle ey dostum, bekle!.. Sen gelince ben de geleceğ Savasın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanin başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve: - “Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..” Delirdin mi ? der gibi baktı teğmen… - “Gitmeye değer mi?. Arkadasın delik deşik olmuş… Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin..” Asker ısrar etti ve teğmen; - “Peki Git o zaman..” İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: - “Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş.. “ - “Değdi teğmenim.” dedi asker.. - “Nasıl Değdi?” dedi Teğmen.. “Bu adam ölmüş görmüyor musun?.. “ - “Gene de Değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için..” Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: - “ … Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı… Geleceğini biliyordum!.. Arkadasim Murat ve Niyazi iki cocukluk arkadasidir,murat zengin,niyazi ise fakirdir.bir keresinde niyazi artik maddi durumlari olmadigi icin okulu birakacagini söylemistiki,murat arkadasina olurmu,biz kardesiz ben ne icin varim diyerek yardim etmisti.Seneler gecti ikiside yüksekokula basladi,okulada Murat'in baska bölümde hoslandigi bir kiz vardi,bir okizla konusmaya kara verdi ve okula gitti,biraz ilerde niyaziyi görmüstü agaca yaslanik.yanina gitti,hayrola niyazi napiyosun burda dedi,sana bir firsat bulup anlatamadim murat bizim okulda bir kizi cok begeniyorum ona uzaktanda olsa bakmaya geldim.murat okuldan cikan kizi görünce arkadasina birsey belli etmemek icin sessiz kalir.hatta onlari tanismasina yardimci olur.evlenmelirine yardimci olur ve zaman gecerki oku bitmistir..Niyazi Kayseri'ye vali olarak atanir,Murat da kendine bir is yeri acar..aradan seneler gecer,murat iflas eder,herkes ona git Niyazi'nin yanina,o sana yardim eder,sende ona yaptin der.mor önce dirensede gitmemek icin sonunda Kayseri'ye gider.valilik binasina gelince bekci bey ,ben vali beyin arkadasi murat söylermisiniz ben geldim.Bekci tam iki iceri geder gelir ve vali bey mesgul der.Niyazi'nin evine giderken bir yanislik olsa gerek diye düsünür.zile ne kadar basti bekledi bilmeden yürürken,karsisina bir adam cikar,hayrola evladim bir sorununmu var der.murat ta ta basindan sonuna kadar herseyi anlatir .adam benim bir kuyumcu dükkanim var,gel benimle calis der ve Murat baslar calismaya ,yavasca kendini toparlamaya.aradan zaman gecer bir gün dükkana yasli bir amca elinde bir sandikla gelir murat,bak oglum seni tanir severim.ben yarin haciya gidiyorum eger üc aya geri gelirsem .bu sandigi gelir alirim senden gelmezsem bu sandik annenin ak sütü kadar heledir sana der ev gider.aradan bir,üc,bes ay gecer.Murat ustasina anlatir durumu,oda madem öyle ,ozaman bu sandik senindir der.sandiig acarlarki ici altin,pirlanta,yakut doludur.murat hemen kendine bir kuyumcu dükkani acar.dükkana arada sirada annesiyle gelen kizla yakinlasinca evlenmeye karar verirler.tek kavga ettikleri konu ise murat vali dügüne gelmeyecekder,nisanlisida ayip olur cagirmazsak bizi burda herkes tanir diye diretir ve dügün günü gelir catar.misafirler müzik ,oynayanlar derken birden müzik kesilir ve vali gelir iceri.herkez alkislar birden valiyi.iste o an Murat kosar mikrofonu alir ve ey ahali der siz biliyormusunuzki bu alkisladiginiz vali nasil bir adamdir,der ve baslar anlatmaya ta cocukluktan o güne kadar herseyi...insanlar sokah,vah sesler cikarirlarken,vali bir dakika beni dinlermisinz de.evet arkadasim ne anlattiysa dogrudur ,ama birde benden dinleyin der."Murat'in iflas ettigini duydum ve cok üzüldüm.onun bana gelecegini biliyordum.ona mesgulüm dedirttim.eve gidecegini bildigim icin karimi arayip kapiyi murata acmamasini söyledim.bizim evin yolunda murat ber beyle karsilasti.sevdigim bir abime ricada bulundum muratla yolda karsilasir gibi tanismasini is teklif etmesini rica ettim.murat ise basladi .bir gün kuyumcuya bir yasli adam gitti ,o adam benim babamdi,ve o sandigin icindekiler benim arkadasima vefa borcumdu.ben ona ne yapsam az gelir,ve ven arkadasimi o kadar cok seviyorumki bugün kiz kardesimi veriyorum ona.... DOSTUMMUS MEGER Murat ve Ali zamaninda çok iyi birer dostturlar.Murat çok kurnaz zeki atilgan Ali ise tam tersine içine kapanik ve saftir.Murat'in isleri çok iyi giderken bir anda hersey alt üst olur borca girer. Bu durumdada ilk olaraka akliuna ali geli çok iyiy dostturlar para onlarin arasinda soeuun bile olamaz diyerek alinin yanina gider ve arkadasindan borç ister tabii alide ayni sekilde aralarinda bunun lafi olmayacagini dsünerek parayi çikartir ve verir.Ali bu aralar nisanlidir ve evlenmek içinde bir takim hazirliklar yapmaya basalar fakat bu siralarda hiç ummadigi bir olayla karsilasir.Murat gelmis ve nisanlisina asik olup onunla kendisinin evlenmek istedigini söylemistir Ali bu durum karsisinda çok sasirir ama dostluk bu onu kiramaz ve nisanlisini Murat'a verir.Aradan uzun bir zaman geçer bu sefer Ali nin isleri bozulur ve kisa süre içerisinde isten atilir bir süre bos gezdikten sonra aklina Murat gelir dostunun çok iyi bir isi waredir ve kendisini yanina alir düsüncesiyle dostunun yanina gider fakat hiç ummadigi bir olayla karsilasir Murat onu ise almak istemez ve daha fazla konusmadan otradan ayrilir.Ali bu duruma anlam veremeden tekrar is aramaya dewam eder ama aklindan dostunun yaptigi bu davranisi silemez. Günler geçer Ali nin cebinde çok az miktarda para kalir ve yolda yürürkrn yasli bir amcaya rastlar amca ilaç almasi gerektigimi ama parasi olmadigini söyler Ali buna dayanamaz ve cebindeki son parayi çikarir amcaya verir.Birkaç gün sonra ise amcanin öldügünü ve mirasini ona biraktigini ögrenir. Iyi ama ilaç almak için parasi olmayan adamin nasil mirasi olur ? Ali kisa zamanda amcanin biraktigi parayi alarak dostunun evinin yakinlarinda bir ew alir.Kisa bir süre sonra kapisi çalar bu sefer yasli bir teyzedir kapidaki. Kalacak yeri olmadigini bütün ew islerini yapabilecegini söyler Ali teyzeyi yanina alir.Aradan aylar geçer ve birgün teyze tanidigi çok iyi bir aile kizi oldugunu kendisininde evlenmesi gerektigini söyler ve Ali yi kizla tanistirir. Ikisi çok mutlu olur ve evlenmeye karar verirler . Dügün günü gelir davetliler arasinda en iyi dostu Murat ta vardir. Ve an gelir Aikrofonu eline alarak : -''Zamanin birinde çok iyi bir dostum vardi ona ne borç nede kiz arkadasimi vermekten çekinmedim ki önemli seyler degillerdi fakat o bana bir is vermedi gende hersey için sagolsun iyiki varsin dostum ''Der. Veardindan Murat mikrofonu eline alir. -''seni ise nasil alabilirdim sen dostumdun emrim altinda çalisamazdin Ve tabi bendende para almayi kabul edemezdin bu yüzden sana yasli babami yolladim ölmek üzereyedi mirasini sana biraktirdim yoksa kabul etmezdin. O yasli kadin benim annemdi yalniz yasiyordun yemeginin temizligini yapamazdin. Dei ve dewam etti.nisanlin kötü yola düsmüstü ama okadar saftinki bunu bile fark edemedin ve su anda evlendigin kiz benim kiz kardesim size mutluluklar!'' Der ve ordan uzaklasir... DOSTLUGUN GERÇEK YÜZÜ Bir zamanlar öyle sanki bir bostaydim ki hergelen sanki benim yüzüme tükürüyordu babam bile beni istemiyordu... Okul zamaniydi okula baslamistim lise1'e baslamistim artik okula gidiyordum ama yine sorunlarin ardi arkasi kesilmiyordu derslerim zayifti bana sanki hamal muamelesi gösteriyordu ozamanlari birde oto galerisi açmistik sanki okumuyordum da orada hergün essek gibi çalisiyordum ama nekadar da orada is yapsam yine benim yaptimi görmezler sanki baskasi yapmis gibi bana hiç bir seyler demezlerdiii Neyse okulum bitirdim ama sinifimi geçemedim oazamanlarida bizim galeriye birisi geldi babamla ortak is yapacaklardi bu abinin birde kardesi vardi ama hiç görmedim ... Birgün galeride otururkeniçeriye iki kisi girdi babamin ortagi yani memet abi bu iste benim kardesim dedi tanistirdi bizi adida zemirhan,iste ilk tanisma orda olmustu onunla artik öyle muhabbet etmeye basladikki sanki onunla konusurken bana sanki kardesim kadar sicak geliyordu konusmasi oda benden tam 2yas büyüktü 18 yasindaydi... o beni nasil görüyordu ama ben onu abim,arkadasim,yani ne diyebilirim ki o benim öyle olmustuki sanki benim bir parçam olmustu sanki benim karsima onu ALLAH çikardi yani herseyimi onunla paylasir oda bana herdefasin da nasihat ederdi benim nebiliyim bu dünyada can yoldasim olmustu.......... Artik aylar birbirini kovaladikca birbirimizi iyice tanimistik obeni birde çalistigi ise çagirmisti kendisi insaahat ustasiydi bende onunla çalismaya basladim yani öyle birbirimize öyle isinmistik ki sanki diyorduk önümüze neler gelse onunla asariz diyorduk ama iste zaman zaman öylebir zaman ki cocugu bile anaya düsman edecek zaman iste bizim onunla öyle bir yeminlerimiz vardiki asla yarilmiyacagiz diyorduk yani öyle bir dostlugumuz vardiki seytani bile kiskandirmistik o ise gider ben okula gider zaman gelsede aksam birbirimizin yüzünü görsek diyorduk............. Onun abisiyle kaldigi bir dükkan vardi orda kaliyorlardi ama oda diyordu ben abim le anlasamiyorum..diyordu burdan çikarsam beni görmeye gelirmisin sen neredeysen bende yanindayim diyordum Ona diyordum sen benim en zor günümde bana destek çiktin senin yanina gelmicemde kimin yanina gelicecem diyordum....... yine bir günün aksaminda abisiyle tartismis oda onu sokaga atmisti bende diyordum ne zamanki iste çocugu anaya düsman ediyor iste buda onun gibiydi abisi kardesini disari atmistii onun zaten çalistigi patronun dükkani vardi oda orda yatmaya baslamisti..... Ben birgün onun kaldigi yer gittim negöreyim her yer daginik, cami yok , birde kisa girmistik orasi okadar soguktu ki oda bir batniyenin içinde isinmaya çalisiyordu iste hayat onun için öyle zorduki ama nekadar ayri dursakta birbirimizin içini isitan sevgimiz vardi O bana en zor günüm de bana arka çiktiya bende neyapip edip ona birseyler yapmak istiyordum düsündüm tasindim onun kaldigiyeri öyle yapalim dedimki herkez imrensin ve yapmaya basladik ve sonun da yaptikda ama birde içerisinin sorunlari vardi yatacak yatak olsada yiyecek yemek olsada tek birsey eksikti isinmak,isinmak ben oraya hergittigimde onun elleri buz gibiydi para yokki isinacak soba alinsin isitacak kömür alinsin para olsada onlari karsilamiyordu ama benim hergittigim de oraya içim parçalniyordu dayanamiyordum onun böyle bazen aç bazende açikta yatmasina gönlüm razi olmuyordu.... Her yeri ariyordum tariyordum ki ona sadece bir soba bulayim o karda kista kapi kapi dolasip bütün tanidiklarimdan soba varsa soba istiyordum istediklerim de zaten evlerine dogalgaz almis olanlardi ...... Neyse ALLAHDAN dedimin sobasi duruyormus kömürlükten aldim onu çagirdim sanki dünyalar onun olmustu YOLLAR KAR disarisi soguk birde amacamin oglunu çagirdim oda tanisti onunla onlarda baya samimi oldular sobyi sonunda kaldigi kogusa götürdük orasi öyle soguktuki ona diyordum nasil duruyordun bu sogukta oda nayapalim diyordu .... sobayi bir sekil kurduk orayi öyle bir isitmistiki kemiklerimiz isinmisti ben diyordum içimden eyer azcikta olsa birsey yaptiysam ona karsi ne mutlu bana Biz amca ogluyla oraya gidiyorduk amcamin oglunun adida ibrahim ........... hersey öyle güzel olmustu ki sanki yeniden dogmus gibiydik sanki bir ipin dügüm olmus halini bilirmisiniz birde cözümlenmis halinii iste hesey onun gibi bir ip gibi hersey çözülüyorduu.....! Onunla oturdugumuzda öyle muhabbet ediyordukki zamanin nasil geçtigini bilmiyorduk o hep yanimda azdaha dur diyordu ama benide evden çagiriyorlardi geç oluyor diyee ben ona hep tembih eder sakin yatarken sobaya bir sey atma diyordum aman diyordum ALLAH korusun tam senin gibi bir dost bulmusken kaybartmiyelim diyordum ..... Eve gidiyordum ama gel bana sor birde sanki arkam geri çekiyordu hiç gitme diyordu..... iste birgün yine onunla böyle otururken baktim yiyecek birsey yokk sordum ona sen ne yiyip içiyorsun dedim..? oda..!önemli deyil bende onunla yari aç yari tok duruyordum.. onu eve çagiriyordum ama çekiniyordu gelmiyordu .... ben kalktim eve gittim ben eve yemeye gelmistim ama yedigim yemek bogazima birden takildi yaptigimin çok ayip ve günah oldugunu anladim hemen kalktim ve oradaki kaba hemen yemek koydum dogru kogusun yolunu tuttum Bilmiyorum ama o nasil için den geçirdi belki ben eve orda yiyecek birsey olmadigi için kalktigimi düsündü ama benim içim de öyle birsey yoktu ona bir seyler götürecektim ama sabahi bekledim o da olmadi gece saat 11 siralarinda kalktim ona yemek götürdüm ada sasirdii yaa dedim hep sen denmi yiyecegiz dedim oda herhalde duygulandi yani dedim hersey yemeyemi dayaniyor dedim ona bir gün sana yarin bana ben seni bu halinle burda birakacagimimi sandin....!dedim ona...! Aylar öyle su gibi akip geçmistiki...... Artik yazda yavas yavas yüzünü göstermeye baslamisti... O nun da isleri yavas yavas iyiye gitmeye basladi bana diyordu söyle ayagimizi yerden kesecek bir araba istiyordu ucuzlarindan bizde araba satiyorduk bana söyledi zaten bizde kisin araba galerisini kapatmistik Ikimiz öyle istiyordukki araba almayi ama bilmiyordukki bu araba bize nelerin sonunu getirecegini .... AMA her ne pahasina olursa olsun alalim diyorduk..! iste derler ya herseyin hayirlisi olsun biz alalimda ne olursa olsun diyorduk....! O DA zaten kendine bir insahat isi almisti kaldigi yeri deyistirdi orada isi biraz daha gelistirdi O isini genisletse neolurki yine derdi bitmiyordu isçilerle olsun yani gene sorunlar yakasini birakmiyordu ben oraya da gidip geliyordum .............. iste herseyi zaman halederya dogru zaman geldi araba alacakti iste babamda da bir Reno sipring vardi araba çok güzeldi babama hemen dedim bu arabayi sakin kimseye satma tamam dedi..! Zemirhana dedim isresen arabya bir bak arbayi insahatin önüne getirdim içimden diyordum buradada bir yardimimiz dokunsun ona,o arabayi gördü öyle beyendiki sanki orda arabanin kismetini bagladi tamam dedi ama biraz zaman ver dedi bana param yok dedi ben dedim babamla konusuruz kapora verir arabayi baglarsin dedim olurdedi....! Babamla konustu ama babamada para lazimdi birisiyle gizlice anlasmis benim de haberim yok ama ben duyunca babamin yüzü kizardi neyapalim dedi para lazim ama ben hiç istemiyordum satilamasini insallah almazlar arabayi diye dua ediyordum ve sonun da da alamadi parasimi ne çikismamis babamda zaten vazgeçti sonunda arabayi zemirhana aldirdim ama varya aldirana kadar neler çektim bir bilseniz.......!Daha dogrusu babamin bir daha satmasindan korktum neyse hayirkisiyla aldi arabayi ....! Iste ne olduysa ogün den sonra oldu ben ona arabayi ögretiyordum ama sanki karsimdaki zemirhan deyil birbirimize öyle agir laflar konusuyordukki sanki hiç bundan önce onunla hiçbir geçmisimiz olmamis gibi davraniyorduk birbirimize... GÜNLER HAFTALAR geçtikce sanki aramiza karli daglar giriyordu ...... ne o oydu nede ben bendim yani nebiliyim artik araba geldi geleli artik huzurumuz kaçmisti... . NEYSE arbayi aldigi günden bugüne kadar tam 4 ay geçti ama gene birsey degismedi gene onunla tartisiyorduk aramizda birtek onun davasi vardi .... Ama yine aramizda neolursa olsun asla birbirimizden kopmadik daha dogrusu kopamadik hep birseyler bizi baristirmaya sebep oldu .... O simdi diyor arabayi satcam ben diyorum ona sen bilirsin oda hep diyorki bana bu arabayi aldim alali senle sanki kedi,köpek olduk hep tartisiyoruz diyor .................... Bilmiyorum ama belkide buhuzursuzlugun sebebi belkide o arabaydi...................!!!!!!!!!! SIMDI ONUNLA DEDIMYA HERNE OLURSA OLSUN ARAMIZA KARLI DAGLAR GIRSEDE GENE BIZ BIRBIRIMIZDEN AYRILAMIYORUZ BENI OKADAR ÜZSEDE BEN ONU OKADAR ÜZSEMDE YINE DIYORUM O BENIM KAN KARDESIM O BENIM HERSEYIM O BENIM DAR GÜNÜMÜN DOSTU..... ISTE BEN ONUNLA ÖYLE BIR KARDESIZKI ÖYLE BIRBIRIMIZE BAGLIYIZKI SEYTANI BILE KISKANDIRIYORUZZ.... ZATEN HERKEZDE BIZE IMRENIYORDU BUNLAR NASIL INSAN DIYE BIR KÜSÜYORLAR BIR BAKIYORSUN KOL KOLA GEZIYORLAR DIYORLARDI....! BANA DIYORLARDI BIZ BIRISIYLE KÜSSEK HAYATTA BARISMAYIZ DIYORLARDIIIII AMA MILLETIN AGZI TORBA DEYIL BÜZESIN BEN DIYORDUM ONLARA DEMEKKI SIZIN DOTLUGUNUZ GEÇEK DEYIL SIZIN DOSTULGUNUZ OZAMAN MENFAAT OLMUS OZAMAN ........ SIZE SORUYORUM BÖYLE DOSTLUK GÖRDÜNÜZMÜ HIÇ BELKI GÖRDÜNÜZ AMA BIZIMKI BIZE GÖRE BAYA BÜYÜK BIR DOSTULUGUN HIKAYESIDIR........! DAHA ANLATACAKTIM AMA BU SEVGI SATIRLARA YAZILMAYACAK KADAR BÜYÜK ..................!! SAKIN EYER KENDINIZE BIR SEVGILI VEYA DOST VEYA ARKADAS BULDUGUNUZ DA EYER SIZ ONUN IÇIN ÖLECEGINIZDE O SIZIN IÇIN ÇOKTAN ÖLMÜS OLSUN ............!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! BU YAZDIKLARIM HIKAYE DEYIL GERÇEK OLAN BIRSEYDIR BIZIM HAYTIMIZ ROMAN OLMUS ZATEN BU OLMUS ÇOKMUUU ..............!!!!!! ALLAH SEVENLERI HEM BU DÜNYADA HEMDE AHIRETTE MÜKAFATLANDIRIR AMA CANDAN SEVENLERI......! ISTE BIZIM DOSTLUGUMUZUN HIKAYESI BÖYLE SUAN ONUNLA ESKISI GIBI ARKADASIZKI ETRAFIMIZDA SOLAN ÇIÇEKLER BILE YESERIYOOOR BIZIM DOSTLUGUMUZ ISTE ÖYLE BIR DOSTULUK ISTE..... SANKI BIR RÜYA GELIP GEÇSEDE YASANILANLAR VEDE OYUNCULAR MÜKEMMEL BIR OYUN SERGILEDILER OYUNCULARIN IÇINDE BENDE VARIM TABIII .... O SIMDI KÖYÜMEE GITCEM DIYOR BENI SANKI BAGRIMA HANÇERI SAPLIYORLAR KESKE BAZEN TANISMASAYDIM DIYORUM ÇEKEMIYORUM AYRILIKLARIN AÇISINI ÇEKEMIYORUM HAYATIN BU TATLI CILVESINI ZOR GELIYOR AYRILMAK ZOR GELIYOR SEVDIGIM INSANI KAYBETMEK ZAMANSIZ OLDU AMA BU ARILIK SENIN KESTIGIN PARMAK ACIMAZ ...KARDESIM..... AMA NEDIYEYIM BIZDE BAGRIMIZA TAS BASARIZ AYRILIK ACISI DERIN OLUR ÇARE BULUNMAZ.. ZEMIRHAN ALLAH YOLUNU AÇIK ETSIN CANIM KARDESIM BU DÜNYADA ARTIK GÖRÜSEMESEKTE AHIRETTE INSALLAH SENINLEYIM ALLAH BIZI AYIRMASIN CANIM KARDESIM HEM BU DÜNYADA HEMDE AHIRETTE SENI CANINDAN FAZLA SEVEN KARDESIN Dost Biriktirmek Dostluk nedir? Herhalde bir gösteris, birine, ayni cinse, kadinsan erkege, erkeksen kadina karsi kendini begendirme çabasi, bir moda, bir gelgeç ruh hali degil... Sempati.. Ilgi.. Baglilik.. Yüceltme.. Taçlandirma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algilama. Bakislarla anlasma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz iliski.. Kayip olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunlarin hepsi biraraya gelip, zaman içinde gidim gidim birikerek dostlugun çimentosunu olusturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sagda, solda konusmalarda adi geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müzigi dostu. Çocuklarin dostu.. Halkin dostu.. Dostluklar nasil olusuyor Unuttuk.. Bu hizli kent hayati dostluk duygusunu, aklimizdan aldi.. Yüregimizden çaldi. Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kildirmak üzere ezan okunsun diye bekliyormus. Bir adam gelmis. "Hocam" demis! "Esegimi yitirdim..." Hoca da adama; "Su namazi kildiralim, senin esegin çaresine bakariz" demis. Hoca namazi kildirmis, vaazini vermis ve cemaate dönmüs: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konusmamis, dostuyla sekiz saatlik yürüyüse çikip hiç konusmadigi halde sikilmadan yürüyüsünü tamamlamamis ve komsunun kizina kem gözle bakti diye dost bildigi arkadasini arkadasliktan silmis biri var mi?" diye sormus. Arka siralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmagini kaldirip,"Ben varim Hocam." demis. Hoca esegini yitiren adama dönmüs, "Al bu adami git, bundan büyük esek olur mu? Yitirdigin esegin yerine kullanirsin" demis. Dostun yoksa... Esekten farkin ne? Olumsuz düsünür Sokrates'e ögrencileri sormus: Dostluk nedir? Sokrates de onlara su yaniti vermis; "Çocuklugumdan beri arzuladigim bir sey vardir. Kimi insan atlari olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altini, kimisi de sani, serefi; bense bir dostum olsun isterim..." Insan biriktiren yaratik... San, söhret biriktiriyor... Süper zenginse bogazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazilari da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarsisi'na, Unkapani'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam siseler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kisi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kisiyle beraber mükemmel dost olamaz, tipki ayni zamanda birçok kisiye asik olamayacagi gibi... Fakat cinnete düstük. Dost biriktirmeyi unuttuk. Iyi halt ettik. SEVGILI DOSTLARIM: NAZIK OLMAK IÇIN, BIR GÜLÜMSEME BEKLEMEYIN. SEVMEK IÇIN SEVILMEYI BEKLEMEYIN. BIR ARKADASIN DEGERINI ANLAMAK IÇIN, YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYIN. ÇALISMAYA BASLAMAK IÇIN, EN IYI ISI BEKLEMEYIN. ÖGÜTLERI HATIRLAMAK IÇIN, DÜSMEYI BEKLEMEYIN. DUA'YA INANMAK IÇIN, ACILARI BEKLEMEYIN. YARDIM EDEBILMEK IÇIN, ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYIN. ÖZÜR DILEMEK IÇIN, DIGERININ ACI ÇEKMESINI BEKLEMEYIN. NE DE BARISMAK IÇIN, AYRILIGI BEKLEMEYIN, ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BILMIYORSUNUZ... Rüzgar ve Günes Günes ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü oldugu konusunda tartisirlar. Ve rüzgar. - "Sana benim daha güçlü oldugumu kanitlayacagim "der. - "Suradaki yasli adami görüyor musun hani su üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim." Bu denemeye razi olan günes bir bulutun arkasina gizlenir ve rüzgar bir firtina gücüyle esmeye baslar. Ancak rüzgar siddetini ne kadar artirirsa yasli adam da paltosuna o kadar sarinir. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve günes bulutun arkasindan çikarak yasli adama sicacik gülümser. Bunu gören yasli adamin yüzünde bir hosnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çikarir. Iddiayi kazanan günes rüzgara; "Dostluk ve Naziklik her zaman hasinlik ve zorbaliktan daha güçlüdür..." der Adina Dost Derler Hani vardir ya her yerde, hissetmek istersin onun varligini... Hani hep yanibasinizdaymis sanirsiniz, ismini söylersiniz dalginlikla, her an berabersinizdir... Yaninda oldugunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldügünde o simsicacik kollarini açar sana, sarilir aglarsin omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacagin olur adeta... Ayrilmak istesen de koparip atamazsin... Bir türlü sevindiginde ise senden fazla mutluluk duyar... O senin için farklidir bütün insanlardan, tabii sen de onun için... Aranizdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranizi, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez... Ne zaman yardima ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyaciniz olsa hep yaninizda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamistir... Beraber gülüp beraber aglarsiniz, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize... O sana gülmeyi ögretir sen ona kahkaha atmayi... O sana emeklemeyi ögretir, sen ona yürümeyi... O sana okumayi ögretir, sen ona yazmayi ve bu böyle sürüp gider... Iste bunun adina DOST derler... Hayatta hiçbir seyiniz olmasin ama hep bir dostunuz olsun... Dostlarinizin Kiymetini Bilin... Dostluğun Kuvveti O akşam,yorgun argın işimden evime geri dönüdüğümde,yapmak istediğim farklı bir şeyler olduğunu fark ettim.Yorucu olmayan ama hoş şeyler... Odama kapanıp,dolabımın üzerindeki büyük kutuyu aşağıya indirdim.Üzerindeki tozu dikkate alırken,aynadaki ifademe gözüm ilişti,gülümsüyordum.Niye mi? O kutuda okul yaşantımdan pekçok hatıralarım,anılarım saklıydı.Günlüklerim,hatıra defterim, mektuplar, ders aralarında yazılan notlar özel bazı insanlardan gelen birkaç hikaye,fotoğraflar... Günlüklerimi okumaya başlayınca, bir kişi geldi gözlerimin önüne. Çok sevdiğim, yazık ki dostça sürdüremediğimiz, fakat dostça ayrıldığımız bir ilişkiyi paylaştığım, dünya tatlısı bir bey... Bir kolye...Takmaya bile kıyamayacağım kadar güzel.Çok özlediğimim fark ettim onun dostluğunu. İşte ben böyleyim. Ne zaman birini özlediğimi anımsasam, bir daha hiç bırakmamacasına ona sımsıkı sarılmak isterim. Birisiyle kavgalıyken de hep özür diler, hatanın büyük bölümünün bende olmadığını bilsem bile, insanları kırmaktansa tüm suçu üstlenmeyi göze alırım. Fakat çok sevdiklerimin 'gerektiğinden çok fazla iyi'olduğumu söyleyip bunu doğrulayan olaylara incindiğimde,isyan etmek isterim. Bu isyan duygusu içimi kapladığında bile, neyin doğru olduğu konusunda devamlı sorgularım kendimi. Yıllar önceki konuşmamıza göre biz artık arkadaş dahi değildik ama, dedim ya ben birisini özledim mi, kızdım mı kendime küskünlüğümden dolayı, kanlı bıçaklı olsak, dayak yiyeceğimi bilsem bile, hiç gocunmadan onun ayağına kadar giderim. Önemli olan kaplerin daha fazla kırılmaması; zararın neresinden dönülse kardır. Sonra saatin geç olduğunu fark edince, içimdeki tüm heyecanı bastırmaya çalışarak, ertesi güne erteledim. Ertesi gün işyerimden telefonun tuşlarına dokunurken, ne kadar tanıdık olduklarını düşündüm. Çıkan annesiydi. Cevabı almak için soruyu yöneltmeye fırsat kalmadan annesi, 'Onu 1 yıl önce trafik kazasında kaybettik' dedi. Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı.Duyduklarım doğru olamazdı. Tepki veremiyordum. Sonrasında konuştuklarımızı pek net hatırlayamıyorum. Tek hatırladığım, göğüs kafesime aniden bastıran büyük bir ağırlık ve tamamen kontrolüm dışında sürekli akan gözyaşlarımdı. Sonrasında kabristanına ziyarete giderken, bir buket beyaz papatya aldım.B u onun değil, benim en çok sevdiğim çiçekti. O tüm çiçekleri severdi tıpkı tüm insanları sevdiği gibi... Mezarının başına geldiğimde aklımdan geçenler, ilk ayrıldığımızda hep hayalini kurduklarımdı... Kapımda önce bir buket papatya belirir, sonra o başını uzatıp sımsıcacık bir gülümsemeyle yepyeni bir yaşantı açardı yaşantıma. Ama gerçekler çoğu kez olduğu gibi bu güzel düşlerden çok ama çok uzaktı. O bir buket papatya benim elimdeydi ve ben onun kapısından o çiçekleri uzatmak için gecikmiştim. O zamanlar anladım ki, ilk kez birinden özür dilemek, onun kalbini geri kazanmak için artık çok geçti. Elimde papatyalarla durduğum o dakikalarda,karşımdaki yalnızca mermerin çerçevelediği bir avuç topraktan ibaretti. Kendime engel olamıyor devamlı ağlıyor ve suçluluk duyuyordum. Arkamdan gelen ayak sesleriyle biraz toparlanmaya çalıştım. İşte onlarda buraya geliyorlardı. Oldukça hoş bir genç bayan ve yanında 3 yaşlarında dünya tatlısı bir kız çocuğuydu gelenler. Bayanla konuşunca eşi olduğunu öğrendim, yanındakinin de biricik kızı. Bense ismimi vermeden ölümünü haber alamayan, çok iyiliğinin dokunduğu, liseden bir arkadaşı olarak tanıttım kendimi. Sanırım onunda aklına gelmedi adımı sormak. Az sonra daha fazla dayanamayacağımı düşünerek, arkamı dönüp yürümeye başladım. Bayan dönüp 'PINAR' diye seslendi. Arkamı döndüm. Yüzüme bakıyordu: - "Sanırım sizin adınız da Pınar?" Başımla onaylarcasına bir işaret yaptım. "Kızımın adı da Pınar da" dedi küçük kıza yönelerek. - "Eşim bu adı çok severdi.Sizi gördüğüm an fark ettim, eşimin bu ismi bu denli sevmesini sağlayan kişinin siz olduğunuzu..." O an anladım ki geç kalınmış hiç bir şey yoktu. Biz onca yıl ayrı kalmıştık ama, birbirimize verdiğimiz değer ve dostluğumuzun kuvveti hep içimizde var olmuştu... Dostum İçin Gerard ve Richard çok iyi dostlardı.Kardeş gibi adeta.Okula birlikte gider gelirler,her yerde birlikte bulunurlardı.Birbirlerini çok seviyorlar,dostluklarının hiç bitmeyeceğini söylüyorlardı. Bir gün,okul dönüşünde, Gerard yolda çok sevimli,yavru bir köpek gördü. Köpek,Gerard’a o kadar sevimli geldi ki,kendini köpeğin yanına gitmek zorunda hissetti.Ve çevresine hiç bakmadan yolun ortasına koşmaya başladı. O anda karşıdan gelen arabayı göremedi.Arabayı fark eden Richard ,Gerard’ı kurtarmak düşüncesiyle yola fırladı.Gerard’ı kurtaran Richard,kendisini kurtaramadı ve arabanın altında kaldı.Arabanın dostuna ,kardeşine çarptığını gören Gerard,daha fazla dayanamadı ve yere yığıldı. Gerard gözlerini hastanede açtı.Annesi ve Richard’ın annesi ağlıyorlardı.Aklına ilk gelen Richard oldu.Onun öldüğünü ve onu öldüren arabanın kaçtığını öğrenince kendisine hakim olamadı.Bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Doktorlar Geard’a sakinleştirici iğne yapmak zorunda kaldılar. Gerard o olaydan yıllar sonra kendini zar zor toparlayabildi.Kalbinde Richard’ın açtığı yara hala kanıyordu.Onun mezarını her gün ziyaret ediyor ve şu sözleri söylüyordu: - İnan bana ben de yapardım.Dostum için ben de yapardım.Dostum için" Dosta Yalvardı Dost İçin Hırçındı... O kadar hırçındı ki üstelik, iyice saçmalamaya başlamıştı yine. Ağzına her geleni söylüyor, olmayacak lâflar ediyordu. Aslında, diğer zamanlarda böyle değildi. Niye uğrardı delilik kapısına? Nedeni önemli mi? Uğrardı işte! Ve o hiç sormazdı kendine, dellenişinin hesabını. Doyasıya yaşar deliliği ve sonra aniden, sükûnete ve huzura erdiğini hissederdi. Elbet her dalga, bir sahile vururdu başını. Ya o? O kime vuracaktı deli başını? Kim çekerdi ki nazını? Kim çekerdi saçmalıklarını? Kim? Dosttan başka....... Kimse alışkın değildi onun tuhaflaşmasına. İnsanlar onu hep, sığındıkları sakin ve sessiz bir liman olarak tanır ve onun bu dalgalı, fırtınalı hâlini hayal bile edemezlerdi. Hayır! Onlara bir şey söyleyemezdi. Dinlemesine alışkındı herkes... Bir dağ kadar heybetli, bir ana kadar şefkatli ve bir derviş kadar sabırlı dinlerdi.... Kendinden büyük niceleri gelip akıl danışır, o, kendine yetmeyen aklıyla başkalarına ilaçlar sunar ve başkaları da nedense, ferahlayıverirlerdi. Herkes, çok sevdiğini söylerdi ona. Dostu hariç herkes...... - Sen olmasan kimle paylaşırdım bu sırları! Allah senden razı olsun, rahatlayıverdim seninle konuşunca... - Seni Allah mı gönderdi? İyi ki de geldin be! Sıkıntıdan patlayacak gibiydim... - Kahvaltıya gelir misin? Seninle dertleşmeye ihtiyacım var... - Biliyordum senden başkasının ilaç olmayacağını... - Daha sık gel ne olur! Geciktirme... Açma arayı.... - Unuttun beni yine... Papucumuz dama atıldı artık.... Hasılı, bu ve benzeri nice söz duyardı tanıdığı insanlardan. Fakat nedense, sevgi sözlerini kendisinden esirgemeyen bu insanların hepsi, kendi sıkıntıları olduğunda arar, bir defa bile, bir derdin var mı diye sormazlardı. Herkes, onun asla bir problemi olamayacağına inanmıştı. O, komşularının,hâline imrendiği, yaşantısına özendiği, hatta kıskandığı biriydi. Nedendir bilinmez, ona apayrı bir rol biçmişti insanlar. O, bir melek kadar huzurlu olmalıydı... Sadece bir defa dertlenmişti bir akrabası: - Sen kapalı bir kutu gibisin... Bu güne kadar bir defacık bile bir derdini anlattığını, sır verdiğini duyamadık. O, bu tespiti gülümseyerek karşılamış ve: - Dert mi? O da ne? Allah’a şükür! Benim derdim filan yok... Dert kim, ben kim... Deyip geçiştirmişti. Anlayacağınız, o da kendisine biçilen rolü kabullenmiş gibiydi ve gamsız, tasasız görünmeyi sever olmuştu. Oysa, hayır işte, delice bunaldığını hissediyor, içindeki sarsıntıyı nasıl durduracağını bilemiyor, dışı ıssız ve sessizken, içi alabildiğine haykırıyor, çığlık çığlığa ordan oraya koşturuyordu. İşte, yine deli bir dalga gibi kabardığını, kendini nerelere vuracağını şaşırdığını hissediyordu derinden. Yine kimsenin haberi yoktu, yine herkes aynı duygularla onu arayıp buluyor, dert yanıyordu şurdan burdan... Yine gizli gizli çekiyordu sıkıntısını... Yalnızca karşı komşusunun kızı bir şeyler sezer gibi oluyor, ama bir türlü çözemiyordu onun ruh hâlini... Hasta gibisin, diyordu... Bu tahminlere de gülüp geçiyor bizimki ve "Olur böyle şeyler... geçer gider." deyip, konuyu değiştiriyordu. Alışmıştı anlatmamaya..... Sahilsiz bir dalga gibiydi onca sevgi gösterisi arasında. Halbuki, sevilen insanın, sığınacağı bir yerler olmalıydı. Ama, en yakınları, hatta eşi ve ana-babası bile, nasılsın diye sorarken, ondan "iyiyim, elhamdülillah" demesini bekler gibiydiler. Kimse bir sorun dinlemek, ya da birinin sıkıntılarıyla kafasını yormak istemiyordu. O’na açardı kalbini. Zaten O, kendisi anlatmadan da bütün sırlarını ve sıkıntılarını çok iyi bilir, bir kolaylık lutfederdi. O, yaratandı zira... Yarattığını tanır, görür ve severdi... Üstelik, hiç sözünü kesmez, sessizce dinlerdi onu. Akıl vermez, "Bunda kafana takacak ne var" demez, yargılamadan, yorumlamadan, suçlamadan ve bıkmadan dinlerdi. O, sevdiğini de söylemezdi belki ama, gerçek bir sevgili gibi sarar, korur, bağrına basardı onu. Üstelik, sır vermezdi kimseye... Güvenilirdi. Ve işte dellendiği, bunaldığı ve iyice hırçınlaştığı bu gün, kendi gibi sessiz, kendi gibi sabırlı, kendi gibi sır vermeyen bir dost nasip etmişti ona, paylaşması, rahatlaması için... Benzerliğe bakın ki, bu sırdaş da sevdiğini söylemiyor, ama tüm diğerlerinden daha büyük bir sabır ve şefkatle dinliyordu onu. Anlattı... İpe sapa gelmez sözler etti. Karmakarışık ruh halini, abuk-subuk cümleler şeklinde yansıttı dışına. Dost, dinledi, dinledi, dinledi... Dinlenmeye değil de, dinlemeye alışkın olan bizimki, deliliğinin tadını çıkarttığı gibi, dinlenmenin de tadına varmak istercesine zorladı muhatabını. - Sen deli misin! Ne diye benim zırvalarımı dinleyip duruyorsun! Ben yüküm! At, kurtul benden! Başka işin yok mu senin! Ne diye benimle vakit öldürüyorsun! Ben böyleyim! Bir ânım bir ânımı tutmaz! Aklın varsa, sustur beni! Bir kerecik sus desen, bir daha hiç konuşmam! Bana karşı bu kadar sabırlı ve müsâmahakâr olmak zorunda değilsin! Saçmalıklarımı dinlemek zorunda hiç değilsin! Kov beni! Tersle! Hadi! Bir dem geldi ki, bu sözlerden bunarlı gibi oldu dost... - Yapacağım işin söylenmesinden nefret ederim! Ne istiyorsun! Kovulmak mı! Kovacağım, bu da senin bahanen olacak öyle mi! Kolayını mı istiyorsun!? Bizimki gülümsedi... Zira, nazının geçeceğine inanmıştı ve bu dostu sevmişti. Dedi ki: - İstediğim bir şey yok... Beni kovmayacağını hissettiğim için, rahatça meydan okuyorum sana... Ukalâlık ediyorum... Şımarıyorum..... Dilerim yarın mahşerde, sen de O’nu, sana karşı kucaklayıcı bulasın... Şükretti... Kapısından kimseleri kovmayan Rahmân’a, yalvardı... Yine herkesten gizli, yine kimseler bilmeden, yine için için............. Dost’a yalvardı dost için........... Dostluğun Gücü Mehmet dedesi ile küçük bir apartmanın 3 katında yaşamaktadır. Ailesi öldüğünden ona dedesi bakmaktadır. Dedesi bir savaş gazisidir. Devletten aldığı maaşla geçinirler. Kerem; Mehmet ve dedesinin kaldığı apartmanın 1. katında oturmaktadır. Birgün Mehmet hastalanır ve yataklara düşer yavaş yavaş hastalığı ilerler ve ölüme dogru gitmektedir. Mehmetin odasında sadece bir cam vardır. Bu cam Mehmet'in bütün dünyasını oluşturmaktadır. Camdan heybeti ile duran bir ağaç gözükmektedir. Sonbahar mevsimi gelmiştir ve ağaç yaprakları teker teker dökülmeye başlar. Mehmet buna çok üzülür ve hastalığı yaprakların düşmesiyle orantılı olarak artmaya başlar. Mehmet'in dedesi ve komşuları Kerem'in bu hazin tablosu karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar. Artık yapraklar tamamen bitmek üzeredir. Kış gelmiştir ve kar her yeri kaplamıştır. Dışarısı insanı donduracak kadar soğuktur bir gün ağaçta son bir yaprak kalıncaya kadar hepsi dökülür. Ama bi yaprak düşmez kalır bir kaç gün geçer ve yaprak düşmez Mehmet bunun farkına varır ve içine bir sevinç dalgası yayılmaya başlar. Sanki Mehmet bu yapraktan ilahi bi kuvvet almış ve hızla ileşmeye başlamıştır. Tüm yapraklar düştüğünde ölüceğine inanmaktadır. Ama son yaprağın düşmeyişi hayata sarılışı Mehmet'i çok etkiler. Mehmet yavaş yavaş düzelmeye başlar ve en sonunda Mehmet hastalıktan kurtulur. Mehmet'in aklına hemen Kerem abisi gelir dedesine sorar dedesi cevap vermez hemen apartmnanın 1.katına koşar Kerem'in kapısını çalar ama Kerem kapıyı açmaz dedesine geri koşar: "Dede Kerem abi nerde neden beni görmeye gelmiyor." der ve dedesi ağlamaya başlar. Mehmet hızla apartmanın dışına koşar ve ağaça bir göz gezdirir. Niyeti son kalan yaprağı görmektir ama ağaça baktığında ağaçta bir tek bile yaprak olmadığını farkeder ve evin camının kapalı olduğunu görür hemen yukarı çıkar ve cama bakar camda hala ağaçta bir yaprak vardır. Cama yaklaşır ve camda bir tablo olduğunu farkeder. O kadar iyi ve güzel çizilmiştir ki camda gerçek gibi durmaktadır. Dedesi: Mehmet'e Kerem bu resmi yaptıktan sonra soğuktan öldü" der. Rüzgar Ve Güneş Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar. Ve rüzgar. - "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım "der. - "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim." Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır. İddiayı kazanan güneş rüzgara; "Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür..." der..
Chanserv komutları
Nickserv komutları
Memoserv komutları
Operserv komutları
mIRC komutları
Akick bilgisi
Who komutları
Kanal ve nick kipleri
Access bilgisi
Ban rehberi
List komutu
+f kipi parametreleri
+b parametreleri
Bağlantı hataları
Şifre klavuzu
Bot bilgileri
Smiley listesi